20 Kasım 2008 Perşembe

T.C. 'nin BMGK geçici üyeliği

Tarih 17 Ekim 2008 Cuma günü T.C. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından BMGK geçici üyeliğine seçildi.
Adalet ve Kalkınma partisi iktidarı hükümetin başına geçtikten sonra ülkemiz açısından dış politikada çok önemli atılımlarda bulundular. Hepsini tek tek belirtmektense konumuz olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmemizi değerlendirelim:
Öncelikle bu pozisyona layık olan, hatta bu geçici üyelik statüsünün üzerinde bir statüye, konuma, ekonomiye ve sosyo-kültürel yapıya sahip olan ülkemizin neden 47 yıldır hiç seçilmediğini anlatmak, konuşmak, tartışmak gerekir. Hem küresel dünyanın çıkarları itibariyle hem de ülkemizin siyasal iktidarının dış politikada yetersiz olduğu dönemlerde ve yanında bunun gibi birçok nedenlerin de olduğu BM’nin T.C.’ye sıcak bakmamasına sebep olan etkenler söz konusuydu. Toplumumuz siyasal birçok istikrarsızlıklar geçirmiştir. İdamlar, darbeler, muhtıralar, sürekli değişen anayasalar, demokratik yönetimi sağlayamayışımız… Bunların yanında ekonomik krizler, güçlü bir sermaye yapımızın olmayışı, daha 1954 yılında bile hala Düyun-u Umumiye borcu ödememiz, dahası hemen ardından IMF’ye doldurduğumuz başvuru formu ve yanına koyduğumuz “CV”mizle beraber IMF’ye çalıştığımız dönemler, aldığımız borçlar ve tekrar Osmanlı Devletinin son dönemlerinde yaşadığı gibi Düyun-u Umumiye’ye olan borçların faizini bile ödeyemediğimiz bir dönemin, sürecin yaşanması ve bu sürecin başlangıcına tanık olan milletimizin nesilleri aynı sıkıntıların kılık değiştirmiş hali olan IMF ile ekonomik dar boğazlığın krizlerin içine sürüklenmesi gibi nedenler bizim uluslar arası arenada söz sahibi olmamıza, hatta onların güvenlik konseylerinin geçici üyesi bile olamamamıza yol açmıştır.

Geçmiş yıllarda Türkiye’nin BMGK üyeliğine neden seçilmediğinden bahsettik. Şimdi ise Türkiye’nin 2009-2010 yılları arasında görev yapmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinin izlediği süreci ele alalım:
Güvenlik Konseyi Batı Avrupa grubu hattında seçilmek için başvuruda bulunduk. 192 üyeli Birleşmiş Milletlerin Genel Kurulunda oylama yapıldı. Ülkemizin yanında Avusturya ve İzlanda yer alıyordu. Şimdi bu üç ülkeyi güncel olaylar çerçevesinde incelemek gerekir. Avusturya hali hazırda zaten bizim ülkemizden siyasal, nüfus, yüz ölçümü, stratejik konum, doğal kaynaklar bakımından zayıf olan bir ülke. Fakat ekonomik anlamda Dünya sıralamasında endeks puanı ölçüsünde bizden çok ileride olan bir ülke. He! Bir de Avrupa Birliğine 1 Ocak 1995’te girmiş biz halen Avrupa Birliği ülkesi değiliz bu tartışmalı bir konu. ( bu konuda avrupa’nın neden bizi Avrupalı olarak görmediğini yorumlarla tartışmamız gerekir.) Bu duruma benzer bir diğer ülke de İzlanda; şuanda ekonomisi çöken iflas eden bir ülke, BM zaten ekonomisi çökme sinyalleri veren bir ülkeyi bünyesine ve çok önemli bir göreve seçmezdi. Şimdi bu durumda biz Türkiye Cumhuriyeti olarak BMGK geçici üyeliğine 151 oyla seçilmiş olmamıza çok sevinmemiz mi gerekir yoksa, günümüz koşulları bunu gerektirdiği için seçildik dememiz mi gerekir ya da ne dememiz gerekir ben tam anlamıyla bir ifade bulamadım. ( bulan arkadaşlar yorum eklesinler )
Tabi bu yazdıklarım BMGK geçici üyeliğini küçümsediğimden ötürü değildir. BMGK Birleşmiş Milletlerin beş organı içerisinde en güçlü organı konumundadır. Avantajları tabiî ki de çoktur. Uluslar arası saygınlık kazandırması bakımından ülkemize çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Fakat beni düşündüren nokta zaten iki alternatifin olduğu ve ikisinin de seçilmiş olduğudur.
Şimdi ise, BMGK’nın beş daimi üyesi olan dünya barışına kalıcı katkıda bulunacak ülkeleri tanıyalım: ABD, RUSYA, ÇİN, FRANSA ve İNGİLTERE. Bu beş daimi üyenin askeri harcamalarının “dünya barışının korunması” gibi global kamusal malların uluslar arası ticaretinin yıllık ortalama kar maksimizasyonu 25-30 milyar dolar $
Türkiye’nin bu dünya barışına katkısı ne olur? Türkiye’nin dünya silah ticaretine hiçbir katkısı olmaz tabiî ki de, olmamalı. Fakat Türkiye sıcak savaşların yaşandığı Ortadoğu ülkelerine komşu bir ülke ve geçiş noktası üzerinde bulunan stratejik durumu haiz bir ülke.
Türkiye’nin bu üyelikte gösterebileceği katkıları Başbakan Erdoğan Amerika’daki G-20 zirvesi konferansındaki konuşmasında şöyle dile getirmiştir: “Türkiye, İran ile Avrupa arasında arabulucu bir ülke olabilir.” Türkiye’nin ülkelerarası ilişkilerde önemli bir denge faktörü olacağını ve hem kendi görüşlerimizi BMGK üyesi olarak ortaya koyacağımızı hem de NATO üyesi olarak, Rusya’yla iyi olan ilişkilerimizi sürdürerek ve İran’a da komşu bir ülke olarak aracı ülke konumumuzu koruyacağımızı belirtmiştir. (Yazılanlar bire bir Başbakan’ın sözleriyle aynı olmayabilir, çünkü daha önce okuduğum yazılar ve izlediğim haberler üzerinden aklımda kalanları yazıyorum şuanda)

“Türkiye’nin BMGK’ ye seçilmesi uluslar arası etkin bir duruş kazanması ve bölgesel bir güç olmasının sonucu olarak değerlendirilmesi gerekir.”
Türkiye’nin bölgesel sorunlara ilişkin katkıları neler olabilir dersek:
Kafkaslarda istikrar ve işbirliğini sağlama planları, Ermenistan’la yapılan diyaloglar sonucu Azerbaycan-Ermenistan sürecine katkıda bulunulması, Irak ve Lübnan’a yaptığımız katkılar, İran’ın nükleer projeleri konusunda karşılıklı temaslarda bulunulması, Kıbrıs konusunda çözüm odaklı bazı atılımların atılmak istendiği hususunda yapılan karşılıklı görüşmeler, bu saydıklarımın yanında Türkiye dünya barışında bölgesel bir unsur olarak kalmakla yetinmek istemeyecektir. Dünya’yı ve dünya barışını ilgilendiren her konuda katkıda bulunacaktır.
HalilİbrahimCoşkunyürek

Hiç yorum yok: