19 Ekim 2008 Pazar

yaşlanmak üzerine..

Hayat ne kadar garip:
Bu şekilde başlardı başımıza gelen her üzücü olayın ardından cümleler, hayat çok garip.. bir gün sabah uyandığında günün ilk ışıkları pencerenden içeri uyuyan gözlerine doğru süzüldüğünde yavaş yavaş kalkarsın uyanırsın rüya aleminden ve gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakır seni hayat.. Gerçekler kimi zaman insanı çok üzer ama insanın her zaman gerçeklerle yaşamaya ihtiyacı vardır, yalanlarla yaşanan hayatta dürüstlüğün kalmadığı sahteciliklerin kol gezdiği bi dünyada yaşamak gerçeklerin acı yüzünü görmekten çok daha zordur. Hayat çok garip evet; bir gün uyanırsın tanıdığın onca insan arasından bitanesini kaybettiğini öğrenirsin, bu gerçek seni çok üzer, hayat sana yaşadığını hatırlatır ve seni çok üzer.
Yaşlanmak… Bu olgunun hiç bi güzel tarafı yoktur, insanlar yaşlanırlar, herkes yaşlanır ama hiç kimse yaşlanacağını kestiremez kabullenemez çünkü yaşamanın ne kadar güzel olduğunu bilir. Aslında her gün bi önceki günden daha fazla yaşlanarak hayata veda edeceği güne yarın bigün daha yaklaşır insan. Yaşlanmayı anlatmak gerekirse; hayat bi zamandan sonra insana verdiği şeyleri tek tek geri almasını bilir, artık bişeyler vermemeye almaya başlar.. İlk önce sorumluluklar verir seni oyalar, sonra belki bi ev bi araba verir seni mutlu eder ama yine oyalar, daha sonra senden almaya başlar, önce saçlarını alır, belki tamamını almaz ama kesinlikle siyahlıklarını alır, sana beyazlık verir, daha sonra sana der sorumluluklarını yüklerini biraz azalttım emekli oldun artık der ve emekli olursun ama bu bir hediye değildir, emekli oldun demek hayatın artık senden bişeyler almasının vaktinin geldiği anlamına gelir ve sonra tek tek ne alcaksa hepsini alır. İnsanlar bu gerçeklerle yüzleşe yüzleşe hayatın garipliklerini tada tada yaşlanırlar, hayatın gerçekliğini yaşlanınca değil, tanıdığın insanları kaybedince anlarsın. Bi dostunu bi arkadaşını bidaha göremeyeceğini bilmek bir kez daha karşılaşmayacağını bilmek, sohbet edemeyeceğini bilmek ne acı bir hatıradır, iz bırakan hafızamızın küçültemediği derin hatıralardandır, insan ömrü çok uzun değildir, geriye dönüp baktığında hatıralarında kalanlar yani hatırladıkların küçük küçük kalmıştır, belki de yaşadığın çok uzun hikayeler çok uzun anılar hafızanda küçülmüş ufak odacıklara saklanmışlardır. Hatıralarımızı o saklandıkları yerlerden çıkarmamız bizden, belki de hayatımızdan çok şeyi götürür. Ve insan.. Her şeye rağmen yaşamak çok güzel deyip hayatına devam eder, ne kadar anılarını unutmasa da her zaman hatıralarıyla karşılaşsa da hayatına devam eder. Normal olan olması gereken de bu zaten, çünkü hayat çok gariptir ve olması gereken şeyleri engellemek zaman makinesine binip geriye dönmek mümkün değildir, ya da olması gerekeni geciktirmek mümkün değildir, olması gerekenler her zaman saatinde ve yerinde olurlar. Bize düşen görev her zaman olanlardan feyzalmak, tecrübe edinmek, ders almak, acılara yenik düşmemek, hayatın fani olduğunu hatırlamak ve ona göre yaşamak…

HalilİbrahimCoşkunyürek

Hiç yorum yok: